Hiç bitmeyen yol: Ruha yolculuk

2016-11-01 00:32:00
Hiç bitmeyen yol: Ruha yolculuk |  görsel 1

Yola çıkma zamanıdır şimdi. Gideceğin yol ruhuna, gerçekliğine yapacağın yolculuktur. Keşfetmek başka diyarları, başka iklimleri ve insanları; kendinden parçalar bulmak ve o parçalarla kendini tamamlamak demektir. Yola çıktığında göreceksin yalnız olmadığını, herkesin de sen gibi yol aldığını; aynı ama bir o kadar da farklı olan parçalarını tamamlamaya çalıştıklarını… Yoldayken hiçbir şeyin tesadüften ibaret olmadığını fark edeceksin. Karşılaştığın her şeyin ilahi bir güce hizmet ettiğini, sen yolda iken görünen herkesin, karşılaştığın her olayın belli bir amaç uğruna karşına çıktığını anlayacaksın. İşaretleri izlemeyi öğrenecek, başına gelenlerden dersler çıkarmaya başlayacaksın. Seninle birlikte o yolda yürüyen diğerleri olacak. O diğerleri, senin yol arkadaşlarına dönüşecek; senin kendinde birleştirmen gerekenleri bulabilmen konusunda sana yardımcı olacaklar. Sonra zaman gelecek seni terk edecekler. Sessizce geldikleri gibi daha da sessizce gidecekler. Tam da sen alışmışken, güvende hissetmişken kendini, seni bir başına bırakacaklar. Onların seni yalnız bırakmalarına üzülme, sinirlenme. Aksine teşekkür et! Bil ki kendi tamamlanmışlığın, ancak tek başına gerçekleştirebileceğin bir durumdur. Unutma ki; yol arkadaşların da kendilerini tamamlasınlar diye ilahi güç tarafından sen onların karşılarına çıkarıldın ve senin de görevin sonlandı. Bu gerçeği kabul edip, geride kalmayıp ya da olduğun yerde beklemeyip yoluna devam etmelisin. Nasıl ki yola çıkarken çantana koyduğun fazlalıklarla, ağırlıklar seni yavaşlatıyorsa, yerinde saymana sebebiyet veriyorsa; yol arkadaşlarının varlıklarını bırakmamış olmak da ruhunda aynı yükü barındırmana sebep olacaktır. Onlara seninle birlikte yürüdükleri... Devamı

ARAYIŞLARIMIZ

2016-06-03 16:35:00
ARAYIŞLARIMIZ |  görsel 1
ARAYIŞLARIMIZ |  görsel 2

Her birimiz sürekli bir arayış içindeyiz. Peki gerçekten arıyor muyuz? Arayış dediğimiz şeyin anlamı ne? Bir şeyler aradığımız ortada ama ne? Belki hiç rahatsız edilmeyeceğimiz bir ruh hali, belki huzur, belki sevgi, belki Tanrı veya daha başka başka isimlendirmeler yapabileceğimiz bir şeyler arıyoruz. Hayatlarımız rahatsız, kaygılı, korkulu, karanlık, kargaşalı... yani kafakarışıklıkları ile doluyuz. Bizler tüm bunlardan kaçmak istiyor ve bu kafa karışıklıklarımızla birşeylerin arayışına giriyoruz. Ne dersiniz bu karşışıklıkla ne aradığımızı, niçin aradığımızı veya ne olduğumuzu bulabilir miyiz?  Kendimizi öncelikle sorgulayalım. Ne arıyoruz ve aradığımız şeyi veya şeyleri niçin arıyoruz? O aradığımız şey/şeyler her ne ise, eğer bedelini ödemeye gönüllü isek bulabileceğimiz ortada. Kendimizi başkalarının ellerine veya bir otoriteye bırakırsak bu arayışımızda başarılı olabilir miyiz? Yoksa kendimizi kontrol edersek, farkındalıkla hareket edersek mi ne istediğimizi buluruz?  Kendimizi hep daha derinlere inerek tanıyabiliriz ve ancak kendimizin gerçekte ne olduğunu görebiliriz. Bunu bizlere kimse öğretemez. Bizler eğer inançlarla, dogmalarla, batıl inançlarla, korkularla vs. sarılıysak kendimizin  gerçekte ne olduğunu göremeyiz. J. Krishnamurti der ki; eğer zihnimiz bağımsız değil ise arayışlarımızın bir anlamı olmayacaktır. Bağımsız olmak; yozlaşmamış, masum, tüm geleneklerden, dogmalardan, fikirlerden, başkalarının ne dediğinden vs. kopmuş olmak demektir. İşte böyle bir zihin aramaz çünkü arayacak bir şey yoktur. Böyle bir zihin özgür olduğundan arzudan, hareketten arınmış tamamiyle durgundur. Zihin ancak hareketsiz olduğunda özgür olabilir. Zihin kendi işleyişinin farkında olursa, bu farkındalıktan çarpıcı bir sessizlik ve içinde hiçb... Devamı

Bilge İle Köpek

2016-05-19 16:13:00

Bir bilge, bir göletin başında oturmaktadır. Susuzluktan kırılan bir köpeğin devamlı olarak gölete kadar gelip, tam su içecekken kaçması dikkatini çeker. Dikkatle izler olayı. Köpek susamıştır ama gölete geldiğinde sudaki yansımasını görüp korkmaktadır. Bu yüzden de suyu içmeden kaçmaktadır. Sonunda köpek susuzluğa dayanamayıp kendini gölete atar ve kendi yansımasını görmediği için suyu içer. O anda bilge düşünür: -Benim bundan öğrendiğim şu oldu,der. –Bir insanın istekleri ile arasındaki engel, çoğu zaman kendi içinde büyüttüğü korkulardır. Kendi içinde büyüttüğü engellerdir. İnsan bunu aşarsa, istediklerini elde edebilir. Ama biraz daha düşününce aslında gerçekte öğrendiği şeyin bundan farklı olduğunu görür. Asıl öğrendiği şey, insanın bir bilge bile olsa bir köpekten öğrenebileceği bilginin var olduğudur. Bu yüzden ne varsa paylaş, senden de öğrenilecek bir şeyler vardır diğer insanlar için…   Karşımıza çıkan herkes, herşey  ve yaşadığımız her olay bizim için kendimizi bilmek ve bulmak anlamında bir öğretidir. Hayatımızda olan kişilerden veya yaşadığımız olaylardan öğreneceğimiz mutlaka bir şeyler vardır.... Devamı

TESLİMİYET

2016-04-20 14:21:00
TESLİMİYET |  görsel 1

Teslimiyet dediğimizde akla ilk gelen kabulleniştir. Olan'ı olduğu gibi kabul etmek, değiştirme çabası içine girmeden, yaşam içinde uyumlu olabilmeyi hatırlatır. Kabullenişe ilk önce iç dünyamızla başlayabilmek, bizlere dış dünyada oluşabilecek durumlara karşı uyum gösterebilme yolunu açar. İç dünyamızla dış dünyamızda sağladığımız uyum ve denge bizlerin mutluluğu yaşamamıza neden oluyor. İç dünyamızdaki beklentilerimiz, ihtiyaçlarımız yaşadığımız deneyimlerle tamamlanıyor ve farkındalığımız bu yaşadıklarımızı içimize alışımızla kabullenişe geçebiliyor. Şayet dış dünyamızdaki olaylarla içsel temasımızı sağlayamıyorsak, kabulsüzlük gösteriyorsak uyumu ve dengeyi yitiriyoruz. Farkındalık içinde olmamız bize beraberinde teslimiyeti getiriyor. Filmin senaryo yazarıda bizleriz oynayan oyuncularıda bizleriz !  Kendimize bu durumlar karşısında ne yapacağımız sorusunu sorduğumuz anda ise yeni eylem planları yapmaya başlıyoruz ve harekete geçerek bulunduğumuz durumlardan çıkmayı başarabiliyor ya da başaramıyoruz. Teslimiyet bu durumda gerçekleşiyor.  Teslimiyet sayesinde yaşamımızda fark ettiklerimizle değişim kararı alıp, yaşamımızı dönüştürüyoruz ta ki yeni bir yaşam çizgisinde, yeni bir değişim sürecine kadar. Bazen de tüm çabalarımıza rağmen dönüşümü gerçekleştiremediğimiz durumlar olabiliyor. Burada görmemiz gerekn içsel bir direniş devreye giriyor. Kabullenmiş gibi görünsek bile aslında teslimiyet içinde olmadığımız gerçeği ile karşı karşıya kalıyoruz. Biz bu esnada atalet içinde olabiliriz.Çünkü zihnimiz atalette iken değişim ve dönüşüm gerçekleşmez. Kendi kendini sabote eder. Kendi varoşumuzu yadsıyor olabiliriz. Y... Devamı

SÖZLÜ DÖVÜŞ SANATI (TONGUE FU)

2016-03-18 18:25:00
SÖZLÜ DÖVÜŞ SANATI (TONGUE FU) |  görsel 1

Kung Fu insanın iç gelişimini vurgulayan bir Çin dövüş sanatıdır ve amacı fiziksel bir saldırıyı etkisiz hale getirmek, silahsızlandırmak veya caydırmaktır. Tongue Fu ise insanın iç gelişimini vurgulayan zihinsel bir sanattır, amacı ise psikolojik bir saldırıyı etkisiz hale getirmek, caydırmak ya da silahsızlandırmaktır. Öz savunmanın sözlü biçimidir. Sözlü dövüş sanatının asıl amacı, kendinizi sözlü saldırılara hedef olmaktan koruyacak şekilde nasıl güven içinde davranacağınızı öğrenmektir. Tongue Fu aynı zamanda bir yaşam felsefesi, bir iletişim tarzıdır. Bizlere çatışmaları nasıl önleyebileceğimizi, nasıl işbirliği oluşturacağımızı, düşüncesiz ve kaba davranışlar karşısında nasıl nazik kalabileceğimizi öğretir. Hepimiz günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak, zaman zaman  zor insanlarla uğraşmak zorunda kalabiliyoruz. İşte karşılaştığımızzor insanları ve durumları ustaca silahsızlandırarak kişisel ve mesleki ilişkilerimizdi daha az gerilimli ve daha ikna ya da tatmin edici kılmada bir rehber Tongue Fu.... Tongue Fu Düşüncesi; - Empati olgunluğun en iyi göstergelerinden biridir; İnsanların bize davranışlarından hoşlanmadığımızda seçeceğimiz iki yol vardır. Ya hiç düşünmeden karşılık veririrz ve aklımızın bir parçası onlarda kalır ya da bir saniye durup olayları onların açısından gözden geçiririz ve aklımız huzur içinde kalır. - Kapalı bir ağız yekün biriktirmez. - İnsanların yanlış yanlarını tartışmak bunları derinleştirmekten başka bir işe yaramaz; insanların bir derdi olduğunda, aradıkları çözüm değil sempatidir. Onları problemlerinden uzaklaştırmaya çalışmak yerine kendisiyle problemlerini konuşmak daha iyi bir tercihdir. - Her kanıtın iki yanı olduğunu düşünme... Devamı

YİNE KENDİMLE SOHBETLERDEYİM...

2016-03-07 14:59:00
YİNE KENDİMLE SOHBETLERDEYİM... |  görsel 1

Sizlere de tanıdık gelecek bir sorgulama başladı bugünlerde bende… Benim merkezim neresi?   Bir koşuşturmaca yumağı, evim, işim, eşim ve arkadaşlar, tanıdıklar, sosyal çevre, .... Bir günün ardından gelen diğer günler; pazartesiden başlayıp pazara devam eden… Her hafta hemen hemen aynı ev-iş arası gidip gelmeler, bazı akşamlar yemek bile yapamayacak denli yorgun ve bitkin bir beden, ya hafta sonları biraz evin bakımı, biraz eğlenmeye ayırdığım zaman, biraz dinlenme ve aynı döngünün yeniden başlayacağı haftanın ilk iş günü… yüzünüzdeki tebessümleri görür gibiyim.. İşte bu tempoyla yaşamaktayım. Ben bu döngüyü durdurmak istiyorum, hayatımı yavaşlatmak istiyorum diye düşünmekteyim son zamanlarda. Nasıl yapacağımı bilmiyorum. Sadece kendim için ve belli ölçüde dönme dolap gibi hızla dönen hayatımda bir nebze nefes alabilmek istiyorum. Ayağımın altından hızla akıp gidiyor zaman…  sabit bir noktaya sıçrayıp o deli akışa dışardan bakabilmeyi düşlüyorum. Sanki beni parçalamak için ardımdan koşan kaplandan kaçıyorum,  o sıçradığım alana kaplan erişemiyor da ben de orada güvende ve huzur içinde olabileceğim. Sanki ben bu koşuşturmacanın içinde değilmişim gibi  “bu insanlar nereye koşuyorlar” diye sormadan edemiyorum. Bu döngünün içinde olmak ve bazen de  dışında olmak beni rahatsız etmekte. Ne kendime ne de dışarıdaki hayatımdaki rolüme dürüst olmadığımı düşünmeye başladım. Bu durumda ne yapacağımı bilmiyorum. İçinde bulunduğum bu ikiye bölünme kolay kolay anlaşılabilecek gibi değil. İnsanlar bu döngünün içindeyken, dışındakini ya kaçık ya da zavallı ve aciz olarak görüyorlar... Devamı

HİNT FELSEFESİNİN 4 KURALI

2016-01-30 11:58:00
HİNT FELSEFESİNİN 4 KURALI |  görsel 1
HİNT FELSEFESİNİN 4 KURALI |  görsel 2

İlk Kural; "Karşına çıkan kişiler,  her kimse,  doğru kişilerdir." Hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır. Ya bizi bir yere götürürler, ya da bize bir şey öğretirler. İkinci Kural; "Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır." Hiçbir şey hemde hiçbir şey yaşadığımız şeyi değiştiremez. Ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır. Dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay mükemmeldir. Üçüncü Kural; "İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç." Hayatımızda yeni birşeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır. Dördüncü Kural; "Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir." Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğumuz bu tecrübeyle ileriye doğru bakmak daha iyidir. Kendinize iyi bakın. Tüm kalbinizle sevin. Sonuna kadar hayatın tadını çıkarın. Hayatınızdaki her gün bir hediyedir, değerini bilin...! Sevgi ve ışıkla kalın...... Devamı

BİR ZEN ÖYKÜSÜ BURADA ve ŞİMDİ'NİN ANLAMI

2016-01-27 15:32:00
BİR ZEN ÖYKÜSÜ BURADA ve ŞİMDİNİN ANLAMI |  görsel 1

İki kaplan tarafından kovalanan bir keşişin kaçışı bir uçurumun kenarında son bulur. Keşiş geriye baktığında kaplanların ona yetişmek üzere olduğunu görür. Uçurumdan aşağı sarkan bir sarmaşığı fark eder ve hemen ona tutunarak aşağıya inmeye başlar. Daha sonra, aşağıya baktığında, iki kaplanın uçurumun dibinde beklediğini görür. Yukarı bakar ve orada da iki farenin sarmaşığı kemirdiğini fark eder. Tam o sırada, ulaşabileceği bir noktada güzel bir çilek görür. Onu alıp yer ve tüm yaşamı boyunca yediği bu en lezzetli çileğin tadını çıkarır ! Ölüme sadece birkaç dakika kaldığı halde, bu bilge keşiş burada ve şimdi'nin tadını çıkarabilmiştir. Yaşam bize sürekli olarak "kaplanlar ve çilekler" gönderir. Ama çileklerin tadını çıkarmamıza izin veriyormuyuz? Yoksa değerli bilincimizi kaplanlar yüzünden üzülüp endişelenmek için mi kullanıyoruz?  Keşişin fiziksel tehlikeye en zeki biçimde karşılık verdiğine dikkat edin. O kaplanlardan kaçtı, hatta bir sarmaşığa tutunarak uçurumdan aşağıya inmeye çalıştı. Bunu yaparak, yaşamın ona sunduğu şeyin tadını çıkarmak için tamamen burada ve şimdide kaldı.  Ölüme birkaç dakika kaldığı halde, gelecekle ilgili düşüncelerin onu korkutmasına izin vermedi. Yapabileceği her şeyi yaptıktan sonra, değerli bilincini yaşamın her anından tam olarak zevk almakta kullandı. Burada ve şimdi (geçmiş ve gelecek değil), sizinle çevrenizdeki insanlar ve durumlar arasındaki en iyi iletişim ve etkileşim kalıbının anahtarıdır. "Korkak bir insan bin kere, cesur bir insan bir kere ölür". Hepimiz için, ölüm geleceğimizin bir parçasıdır. Ama "yaşayan ölü" olmak zorunda değiliz. Güv... Devamı

HAFİF BİR KALPLE EN BÜYÜK ŞEYLER BAŞARILIR...

2016-01-20 11:41:00
HAFİF BİR KALPLE EN BÜYÜK ŞEYLER BAŞARILIR... |  görsel 1

Kalp derken, fiziksel olan kalbimizi değil, insanlığın kalbini, gerçek benliğimizi kastetmekteyim. Kalp her zaman Tanrı'yı temsil eder, akıl ise insanı... Duygular insanı temsil eder.. Ruhu tam kalbin yanına koymuşlar, ruhu özü kalpte bulunur. Bir düşünün en olağanüstü iyileşmeler hafif bir kalple başarılır. En büyük hastalıklar kahkahayla iyileşmiştir. Araştırın, göreceksiniz.... En kötü hastalık maskenizi, mağdurluğunuzu, stresinizi ve kişiliğinizi önemli görmekten vazgeçtiğinizde, bunları düşünmeyi, herşey, bıraktığınızda ve hayatı hafif bir kalple yaşamaya başladığınızda iyileşmiştir. Her sabah yataktan kalkıp, pencereye koşup doğaya bakın.. Doğaya bakmak Tanrıya bakmak gibidir... Doğanın getirdiği şeyleri görmek için harika bir sabah olarak karşılayın sabahı ve günü..  Güneşli bir gün en harika gün değildir, her gün en harika gündür. En önemlisi de nedir biliyormusunuz; onun bir parçası olmak, canlı olmak, dinamik, enerjik ve mutlu olmaktır. Sabah kalktığınızda gözlerinizden uyku akarken, uykulu gözlerinizle gülebiliyorsanız, uzun ömürlülüğün sırrını bulmuşsunuzdur. Her gün hafif kalpli bir varoluş içerir. Hayatımızdaki her durum onun yanında sönükleşir ve bizler herşeye hafiflik ve kahkaha ile yaklaşırız. Stresin yerine hafifliği geçirirn ve sağlıklı bir bedene sahip olun.. Tanrı'dan istediğimiz her şeyi saygı ile ister, kahkaha ile kutlarız. Mutlu oluruz. Çünkü Tanrı neşe ve kahkahanın kutsanmış mekanıdır.   Sevgi ve ışıkla kalın...... Devamı

FELSEFE DEDİĞİMİZ

2016-01-14 10:15:00
FELSEFE DEDİĞİMİZ |  görsel 1

Felsefe; kişinin kendisini, varlığını, çevresini, inancını sorgulamasının, keşfetmesinin, kendini bilmesinin tek yolu... Felsefenin hayatımıza girmemiş olması insanların felsefeye karşı son derece mesafeli yaklaşımı hayatı algılamamızı, mutlu olmamızı ve gelişmemizi engellemekte... Felsefe olmasa insanların düştükleri derin çukurlardan çıkması imkansız, felsefe okumayan, bilmeyen, soru sormayan bir insanın ve bir toplumun gelişmesi mutlu olması mümkün değil... K. Japers'e göre "yolda olmaktır" felsefe, yani sürekli aktif, hareketli ve araştırandır. Çünkü insan, varlığının sonuna kavuşma amacıyla düşünmez, onun aslı zaten varolmaktır. Bu yüzden mutluluğuda varoluşunu özüyle birleştirdiği en geniş etkinlikte bulur; bu etkinlik düşünmektir. İnsanın düşüncesi doğadan kopuksa onun gerçeğide doğayla bağlantısız olacaktır. Felsefenin özü; herhangi bir bilgiye veya bilgi birikimine sahip olmaktansa, o bilginin aranması, amaç edinilmesidir. Bu nedenledir ki, felsefe cevaptan çok soru sorma disiplinidir. Zihnimizdeki köprülerdir. Bilginin gücünün nereye yönlendirilmesi gerektiğini sorgular. Felsefe bir araçtır. İnsanlara düşünmeyi öğreten tek araçtır. Kısacası, felsefe okumayı bilmeyen, felsefe ile ilgilenmeyen insanın çevresini doğru şekilde anlaması mümkün değildir. Felsefe okuyun, soru sormayı öğrenin, sormanın tadına varın... Özgürleşeceksiniz.... Sevgi ve ışıkla kalın...    ... Devamı

SEVGİ, BİZ VE TANRI

2015-12-31 11:29:00
SEVGİ, BİZ VE TANRI |  görsel 1
SEVGİ, BİZ VE TANRI |  görsel 2

Sadece sevgi gerçektir ve korku bizim sevginin herşeye kadir gücünü fark etmemizi engelleyen tek şeydir. Bizim zihinlerimiz Tanrı'nın zihninin bilgeliğine ebediyen bağlıdır. O herşey olduğundan, herşey O'nu içerir. Tanrı saf sevgi, saf ışık ve saf zekadır, bu yüzden arzu edebileceğimiz, dileyeceğimiz her armağan bu kaynaktan üretilir ve bizlere akar. O bizlere duyduğumuz hislerin, iç sesimizin, ruhsal görümüzün ve biliş duygumuzun içinden seslenir. Herşey tam doğru zamanda, doğru yerde ve doğru sırayla gerçekleşir. her düşünce ona karşılık gelen bir tepki yaratır ve hiçbir şey şans eseri veya tesadüfen meydana gelmez. Bir düşünce düşündüğümüzde ya da bir his hissettiğimizde veya duyduğumuzda aslında bir sonuç rica ederiz. Düşüncelerimiz ister endişe ve korku hakkında olsun, ister büyük arzu ve umutlar hakkında olsunhepsi birer duadır. Mükemmel bir düzene sahip olan evren herşeyi bizlere tam istediğimiz gibi verir. Bu bir özgür irade evrenidir ve bu yüzden de bizler hata yapmakta, kendimize ve başkalarına acı vermekte ya da mutluluk katmakta özgürüz. Yaptığımız özgür seçimlerle yaratımlarımızı yaşar, gelişir, evrimleşir ve dönüşürüz. Bizler daima korkuya değil sevgiye dayanan seçimler yapmalıyız. Bunu gerçekleştirdiğimizde yaşamlarımızın kocaman bir mucize olabileceğini görür ve öğreniriz. Sevgi ve ışıkla kalın.... Devamı

MUTLULUK EFSANESİ ÜZERİNE

2014-08-20 01:37:00
MUTLULUK EFSANESİ ÜZERİNE |  görsel 1

O günlük yaşamın ve tatminkâr bir hayatın temelidir. Onun edinimi neredeyse yaptığımız her şeyi etkiler. Belki de hiçbir konu bu kadar kitap, ruhani lider veya seminere konu olmamıştır. Yukarıda bahsettiğimiz “mutluluk”tur. Güzel bir gecenin veya uzun keyifli bir tatilin, hatta güzel uzun bir ilişkinin geçici mutluluğu değildir; gerçek, hakiki saf mutluluktur. Gerçek ve kalıcı mutluluğun bu kadar nadir olmasının bir nedeni mutluluğun coşkuyla karıştırıldığı bir kültürde yetişmiş olmamızdır. Durum böyle olduğunda coşkunun bize mutluluk vereceğini, mutluluk bahşedeceğini düşündüğümüz bir çeşit dürtünün peşinde hayat boyu koşar dururuz. Çok nadiren fark ettiğimiz şey ise mutluluğu yanlış yerde aradığımızdır. Asırlar boyunca çoğu bilge, ruhani lider ve hatta bazı ünlü filozof doğuştan mutlu varlıklar olduğumuza işaret etmiştir. Onlar mutluluğun zaten içimizde var olduğunu söylerler. Yapmamız gereken tek şey kalbimizden aklımıza doğru bir yol açmaktır; mutluluk içeriden doğal bir şekilde ortaya çıkacaktır. Temel olarak bu, bilincimizde büyüttüğümüz “yanılsama ormanı” ndan kurtulmak anlamına gelir. Bu yanılsamaları fark etmek ve böylece mutluluk efsanesinden sıyrılmak, mutluluğumuzun gündelik hayatımızdaki gerçeklikte ortaya çıkmasını sağlar.    İşte mutluluk hakkındaki en yaygın yedi efsane:  Efsane 1: Mutluluk satın alma gücüyle ölçülür.  Bu efsaneyi yok etmek zor değildir. Dünyadaki en mutsuz insanlardan bazıları finansal olarak en zengin olanlardır. En mutlu insanlardan bazıları ise fakirlik içinde yaşarlar. Çocukların ışıldayan parlak gözlerine, mutlu gülümsemelerine bakın, mutluluk imgesini gö... Devamı

TANRIDAN İSTEMEK

2014-07-27 09:29:00
TANRIDAN İSTEMEK |  görsel 1

Tanrıdan gururumu yok etmesini istedim. Tanrı 'Hayır dedi. Gurur benim yok edebileceğim bir şey değil, Senin bırakabileceğin bir şeydir.' dedi. Tanrıdan sakat çocuğumu iyileştirmesini istedim. Tanrı 'Hayır, dedi Onun ruhu sağlam, vücut o kadar önemli değil, O geçici bir şeydir.' dedi. Tanrıdan Bana sabır vermesini istedim. Tanrı 'Hayır, dedi Sabır büyük acılar çekilerek öğrenilebilecek bir şeydir. Sabır verilmez, hak edilir.' dedi. Tanrıdan Beni mutlu etmesini istedim. Tanrı, 'Hayır, dedi Ben sadece nimetlerimi sunarım, Mutlu olmak sana bağlı...' dedi. Tanrıdan Beni çektiğim acılardan kurtarmasını istedim. Tanrı 'Hayır, dedi Çektiğin acılar günlük kaygılarının önemsizliğini anlamanı, onlardan uzaklaşmanı ve bana daha çok yaklaşmanı sağlar.' dedi. Tanrıdan Ruhumu olgunlaştırmasını istedim. Tanrı 'Hayır, dedi Kendi kendine olgunlaşmalısın, ama meyvelerini alman için yardım edeceğimden emin olabilirsin.' dedi. Tanrıdan Hayatı sevmemi sağlayacak her şeyi istedim. Tanrı, 'Hayır, dedi Ben sana hayatı vereceğim. Böylece hayata dair her şeye ancak sen sahip olabilirsin.' dedi. Tanrıdan, Tanrıya duyduğum sevgiyi, başkalarına da duyabilmeyi istedim. Tanrı söyle dedi: 'Ohhh! Nihayet doğru bir şey istedin.' Ruhu olgunlaşmamış bir kul Tanrıya hep 'bana... ver' ile biten dualar eder.  Olgunlaşmış bir ruh ise '. Vermemi sağla' diye bitirir dualarını... .......... Steve Goodier'in 'Bir Dakika Hayatinizi Değiştirebilir' adlı kitabından alınmıştır.... Devamı

EĞER

2014-07-18 22:18:00
EĞER |  görsel 1

Günlük çalışma planı yapmadan güne başlıyorsanız, Not almak yerine akılda tutmaya çalışıyorsanız, Sınırlayıcı ve bağlayıcı bitiş tarihleri saptayamıyorsanız, Zor ve acil işler yerine kolay ve önemsizlerle ilgileniyorsanız, Aynı anda birden çok iş üzerindeyseniz, Sürümlemeli ve yarım kalmış işlerle uğraşıyorsanız, Dağınık ve düzensiz bir ortamda çalışıyorsanız, İşi başka birinin de yapabileceğine inanmıyorsanız, Ekip çalışmasını ve iş aktarmayı bilmiyorsanız, Ayrıntılara gereğinden fazla takılıyorsanız, Sorunları çözümlemeyi erteliyorsanız, Öneri ve yeniliklere karşı çıkıyorsanız, Dağınık getiriler arasında bocalıyor, verimli alana yoğunlaşamıyorsanız, İşle ilgili yetersiz veya fazla bilgi ediniyorsanız, Hemen karar veriyor ya da hemen reddediyorsanız, "Hayır" ve "Bilmiyorum" demeyi başaramıyorsanız, İşi iş saatleridışına ve tatile taşıyorsanız, Yoğunluğa karşı mola vermiyorsanız, BAŞINIZ CİDDİ BİR ŞEKİLDE DERTTE!... Devamı

DOĞANIN BAHÇESİ

2014-07-03 23:26:00
DOĞANIN BAHÇESİ |  görsel 1

İnsanlık tarihindeki ilk öğretilere bakıldığında mutlak bir yaratıcı Tanrının varlığı ve insanın varoluşunu O'na borçlı olduğu anlaşılmaktadır. İnsan yeryüzündeki hiçbir canlının sahip olamadığı bir şeye sahip olan özel bir canlıdır. Bu şey RUH dur ve ruh sonsuza dek yaşıyor, ölümsüz... Bedenlerimiz ölümle karşılaştığında geldiği yere toprağa geri dönerken, ruh yaşamaya devam etmektedir. Antik dönemlerde insanoğlu Yaratılışın yasalarını, evrenin düzenindeki sonsuz bilgeliği, bu yasaların uygulanışını ve doğayı basitçe kavrayıp, anlayabilmişlerdi. Günümüzde ise durum üzücü boyutlara gelmiştir... Günümüzde insanların bencilliği, şan, şöhret peşinde koşması, kibri ona tek bir Mutlak Bir olduğunu tümüyle unutturmuştur. Oysa ona bahşedilen onuru gözden kaçırmaktadır. Hakikatın bilgisini aktarmak için seçilmiş, tayin edilmiş tek aracı insandır. Byüklük Tanrıya aittir ama aracı olan insan bu dünyada kendine verilen en büyük onurun ötesinde bir ONUR elde ettiğinin farkındalığında değildir. Bu bağlamda insanlar kendilerini kandırmaktalar, Tanrı'yı değil. maddi çıkarlar elde etme amaçları insanlığı köleleştirmektedir. Gelişimi, evrimi dönüştürmekdikleri, farkındalıklarını arttırmadıkları böyle devam ettikleri sğrece dünyaya huzur gelmeyecektir. Büyük okul doğa bahçesindedir, öünkü doğa yüksek öğrenimin verildiği yapı taşıdır. Okul binasıdır. Burada insanlık kendini ölümsüz geleceğe hazırlamayı öğrenir. Hakikatin farkında olalım....  ... Devamı

Anka Kuşu Efsanesi

2014-05-25 00:58:00
Anka Kuşu Efsanesi |  görsel 1

Zümrüdü Anka, Simurg, Kaknüs, Cennet Kuşu olarak bilinir.  Bu efsane farklı kültürlerde ve farklı milletlerde yer almaktadır. Zümrüd-ü Anka… Arap kültüründe Anka adı ile anılan bu efsane Türkler tarafından Zümrüd-ü Anka olarak tanımlanmıştır. Eski Yunan mitolojisinde kalın tüylü ve kartaldan biraz büyük olarak yer almıştır. Oldukça uzun ömürlü ve herkesin göremeyeceği onu görenlerin ise mutluluğa uzanacağı söylentileri alıp başını gitmiştir. Birçok sanatsal figüre ve hikayeye konu olmuştur. Anka Kuşu, ölümünün yaklaştığını hissetmeye başladığı an kendisine kuru dallardan bir yuva inşa etmeye başlar ve bunu ne olduğu bilinmeyen bir zamkla sıvar.  Daha sonra güneş ışınlarının kuru dalları yakarak yuva içinde ölmeyi bekler. Yanarak ölür ve efsaneye göre küllerinden yavru bir Anka Kuşu olarak doğar. Bu yüzden birçok dinde yeniden varoluş, diriliş sembolü olarak benimsenmiştir.   En çok bilinen efsanesi ; Anka Kuşu rivayete göre bilgi ağacının dallarında yaşar ve her şeyi o bilirmiş. Kuşlar dünyasında ters giden her şeye Anka’nın çözüm bulacağına inanılırmış. Bir an gelir Anka ortalıkta görünmez olur,diğer kuşlar onu aramak için yola koyulurlar. Ona ulaşmak zorludur hatta o Kaf Dağının tepesindedir oraya varmak için de zorlu vadiler ve tepeler aşmak gerekir. Birbirinden farklı ve zorlu vadiler şunlardır; - İstek - Aşk - Marifet - Hayret - Tevhid - Yokluk Vadileri. Hep birlikte yola çıkan kuşlar zaman geçtikçe birer birer vazgeçmişler ve sayıları gittikçe azalmaya başlamıştır.  Önce Bülbü... Devamı

ATLANTİS KAYIP ŞEHRİN EFSANESİ

2014-05-14 04:56:00
ATLANTİS KAYIP ŞEHRİN EFSANESİ |  görsel 1

Atlantis, Atlantik Okyanusu’ndaki muhteşem efsanevi ada... Antik Çağ’ın pek çok yazar ve düşünürünün eserlerinde anlatılmaktadır. M.Ö yaklaşık 600 yıl kadar önce Atina’lı kanun koyucu Solon’a bir grup Mısırlı Rahip denizin ortasında bulunan fantastik bir krallıktan söz etmişlerdi. Bu rahipler, Solon’a bu krallığın 9.000 yıl kadar önce çok güçlü bir krallık olduğunu anlatmış. Atlantis’in birbiri içine geçmiş bir kaç adadan oluştuğu söylenmektedir. Ortada bir su kanalıyla çevrili bir ada bulunmaktadır. Bu su kanalı da çemberimsi bir adayla çevrilmiş, tümü iç içe dokuz su ve dokuz da kara çemberi bulunmaktadır. Atlantis hükümdarı, Yunan mitolojisinde Poseidon adı verilen deniz tanrısı Neptün’dür. Neptün burada karısı Cleito ile birlikte yaşamaktadır. Beş ikiz olmak üzere toplam on tane oğulları bulunmaktadır.Bu on erkek çocuktan Atlas adını taşıyan biri en ortada bulunan adanın kralı olur. Diğer dokuzu ise geri kalan çember şeklindeki dokuz adanın hükümdarı olurlar. Atlantis’in kralları ve halkı işte bu on çocuktan türemiştir. Atlantis zengin ve refah içinde bir ülkedir. Kent kırmızı ve siyah taşlardan inşa edilmekte olup, evleri belirli bir düzen ve uyum içinde yapılmaktadır. Evlerin çok güzel olmasına özen gösterilmektedir. Çatıları kırmızı bakırdan yapılmakta öyle ki güneş vurduğunda hepsi pırıl prıl parlamaktadır… Ortadaki ada en güzel inşa edilenidir. İki tane görkemli tapınağıyla gerçekten göz alıcıdır. Tapınaklardan biri Neptün ve Ceito’nun anısına yapılmış olup bu tapınağın çevresine altından bir duvar örülmüştür. Yalnızca Nept&uum... Devamı

21 MART BAHAR EKİNOKSU

2014-03-21 16:39:00
21 MART BAHAR EKİNOKSU |  görsel 1

21 Mart kadim zamanlardan beri kuzey yarım kürede yaşayan tüm halklar için tarih boyunca çok önemli olmuştur. Dünyanın her yerinde çeşitli adlar altında kutlanmıştır ve günümüzde de bu gelenek devam etmektedir. Doğanın yeniden canlanışına,doğurganlığa, büyümeye ve berekete işaret eder. Kışın sona erdiği ve baharın resmen başladığı gün sayılır. Ağaçların çiçek açması, havanın ısınması, kuşların gelmesi, nehirlerinin sularının artması ile doğanın bu uyanışı çeşitli şenliklerle kutlanır. Kadim kültürlerin yeni yıl başlangıcını 21 Mart olarak kabul ettikleri görülür. 21 Mart'ın içsel anlamı ise gece ve gündüzün, karanlıkla aydınlığın eşit ve dengede olduğu bu zaman diliminde, kişinin iç dengelerini sağlamak üzere kendini yeni başlangıçlara açık tutabilmesidir.  Kutlamaların kökeni; hayvanların ve bitkilerin koruyucusu doğurganlık, bereket simgesi Ana Tanrıça (Magna Mater/Kybele) ve Tanrı kültünden gelir. Buradaki genç ve yakışıklı Tanrı, mevsimlerin değişimiyle dönemsel olarak ölür ve tekrar dirilir. Ekinoks kutlamalarının kökeni Sümerler’e kadar uzanır. Sümerler’in aşk tanrıçası İnanna, Çoban tanrısı Dumuzi ile evlenir. Tanrıça, kız kardeşi yeraltı tanrıçası Ereşkigal’i ziyarete gider. (Bir başka kaynağa göre yeraltının, ölüler aleminin de kraliçesi olmak isteği ile yeraltına iner). Ölüler kapısından geçen her kim olursa olsun yerine birini bırakmak zorundadır. Tanrıça bu kuralın kendisine uygulanamayacağını düşünür ama yine de vezirine “üç gün içinde dönmeyecek olursa tanrılar meclisinden yardım istemesini “ söyler. Tanrıça yeraltından dönemez ve ... Devamı

EN GÜZEL KALP

2014-03-21 00:42:00
EN GÜZEL KALP |  görsel 1

Genç bir adam şehrin merkezinde durmuş, vadideki en güzel kalbin kendi kalbi olduğunu iddia ediyordu. Büyük bir kalabalık toplandı ve bu kalbin ne kadar güzel olduğunu konuşup ona imrenmeye başladılar. O kalpte, en küçük bir leke ve çatlak yoktu. Evet hepsi kalbin gördükleri en güzel kalp olduğuna karar verdiler. Genç adam çok gururlandı ve daha yüksek sesle kalbini övmeye başladı. Aniden kalabalığın önünde yaşlı bir adam ortaya çıktı ve, "Seninkalbin benim ki kadar güzel değil," dedi. Kalabalık  ve genç adam hep birlikte yaşlı adamın kalbine baktılar. Çok güölü atıyordu ama izler ve yarıklarla doluydu. Bazı parçaları yoktu, bazı parçalarının yerine küçük başka parçalar konulmuştu, ancak bunlar tam yerine oturmamıştı, gelişi güzel konulmuştu ve bazı yerlerinde kocaman oyuklar vardı. İnsanlar hayretle baktılar. "Nasıl bu adam kalbinin daha güzel olduğunu söyleyebiliyor?"dediler. Genç adam da yaşlı adamın kalbinin haline baktı ve güldü. "şaka ediyor olmalısın.", "kendi kalbini benimkiyle karşılaştır.", "benim ki mükemmel, senin ki ise yarık ve esiklerle dolu." "Evet" dedi yaşlı adam. "Senin ki mükemmel görünüyor, ben seninkiyle yarışamam. Ama bak, benim kalbimde gördüğün her yarık sevgimi verdiğim bir kişiyi temsil eder. Kalbimin bir parçacını koparıp onlara verdim ve sık sık onlarda bana kendilerinin kalplerinden birer parça koparıp verdiler. Ama tam benim kopardığım parçanın büyklüğünde olmadığı için arada boşluklar kaldı. Ancak ben bu boşluklara şükrediyorum çünkü onlar, paylaşılan sevgileri bana anımsatıyor. bazen ben insanlara sevgi verdiğim halde onlar bana karşılığını... Devamı